TAKLACIKUSLAR.COM

Taklacı Güvercin (Mardin)

Dumanlı

Dumanlı

Taklacı Güvercin (Mardin)

Taklacı güvercinler, adından da anlaşılacağı gibi havada taklalar atabilen güvercin ırklarından biridir. Taklacı güvercinler ülkemizde oldukça yaygındır ve oldukça farklı çeşitleri bulunan güvercinlerden biridir. Bu kuşlar türlerine göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin kimi taklacı kuşlar yukarı doğru çıkarken taklalar atar kimisi ise uçarken kanat çırpar ve düz bir şekilde taklasını atar.

Dünyadaki çoğu güvercin ırklarının atalarının bizim kuşlarımızdan geldiğini yabancı kuşçular savunurken bizim kendi kuşlarımızın geçmişini bir kenara iterek yabancı ırklarla kırıp sözde iyileştirme çalışmaları içinde olmamız içler acısı.

Taklacılarımızın orijini aynı biz Türkler gibi Orta Asya’dır. Kuzey-batı Çin, Sibirya ve Kazakistan’ın olduğu büyük alanda yüz yıllar önce göçmen atalarımız at koştururken, taklacılarını oynatıp kara çadırlarında güzelim Angutların sesini dinlerlerdi. Öyle ki Bu alanın yıllarca süren kuraklıktan sonra çölleşmesi yüzünden atalarımızın başka yerlere göç etmesinin ardından yüzlerce yıl geçmesine rağmen hala bu gün adı dünyaca “Takla Makan(m)” olarak bilinmektedir. Eski Uygur Türkçesinde bunun anlamı taklanın makamı yani dolayısıyla doğduğu veya gerçek yeridir.
Çoğu Rus güvercin ırklarının bu zamanlarda Türklerden alınan kuşlardan elde edildiği ise Rusya’da bilinen bir gerçektir. Rus ve Bukhara trompetçi (sesi için beslenen) ırklarının soyunun da Anguttan geldiği dünyaca tartışılan bir konudur.

Onuncu yüz yılda göçebe Türk askerleri bildiğimiz gibi Orta Doğuya hareket etmişlerdir. Bu toprakları Orta Asya’ya göre daha değerli ve verimli bulan atalarımız burayı tercih etmiş ve dolayısıyla beraberlerinde getirdikleri çeşitli güvercin ırklarını da çevredeki milletlere tanıtmışlardır. Taklacılar tarihimiz boyunca Sultanlarımızın eğlencesi için tutulmuşlardır. Tarihi gezimize geri döndüğümüzde Sultanların öncülüğünde askerlerimizin batıya doğru ilerlediğini görürüz. Kısa zamanda Selçuklular Irak ve İran’ı ele geçirip Abbasi imparatorluğunun başkenti olan Bağdat’a gelmişlerdir. Bu tarihlerde çoğu arap güvercin ırkları ortaya çıkmaya başlamış ve çoğu günümüze kadar ulaşmıştır.

Hepimizin bildiği gibi Türkler burada durmamış ve batıya doğru yürüyüşlerini 1071de Malazgirt kapısını aralayıp devam ettirmiş ve İstanbul’un fethinden sonra 500 yıl Doğu Avrupa’ya hükmetmişlerdir. Bu süre içerisinde slav ülkelere yerleşen Türk aileleri beraberlerinde çeşitli güvercin ırklarımızı getirerek bu ülkelere tanıtmışlardır. Osmanlıların bu topraklardan çekilmesinden yıllar sonra Doğu Avrupa ülkelerinde bizim ırklarımızın ıslahı üzerine çalışmalar başlamış ve her ülke (Yugoslavya, Yunanistan, Arnavutluk ve Macaristan başta olmak üzere) kendi ırklarını yaratmaya başlamıştır.

Bu gün hala Avrupa da bizim ırklarımıza rastlamak mümkündür. Arapların bizim taklacılarımızın sahibi olarak kendilerini dünyaya tanıtmasının dışında, Yugoslavların dönek ve kelebeklere, Romanyalıların Bursalara ve aşağı yukarı her kuşumuza başka birisinin sahip çıkmasına karşılık bu gün Türkiye’de kendi kuşlarımıza bile yabancı kökenli olarak bakıp hatta yabancı isimler takıp bu değerli tarihsel hazinemizin kaybedilmesine bizde ortak oluyoruz. Kendi kuşlarımızı yabancı asıllı ırklarla kırarak sözde  iyileştirmeye çalışırken özelliklerini yitiriyoruz. Bazen Avrupa ülkelerinde gördüğüm kendi ırklarımızın Türkiye’de rastlananların çoğundan daha iyi kalitede olması benim için üzücü bir gerçek.

Mardin taklacı güvercininin en büyük özelliği diğer evcil güvercin cinslerine

dişi takkalı güvercin

tepeli maviler

göre biraz daha iri olmasıdır. Mardin taklacı güvercininin hakiki damarında tepe ve gül yoktur. Ancak günümüzde birçok güvercin ırkı ile karıştığı için birçoğu tepeli ve güllü olarak karşımıza çıkmaktadır. Tepe genetik olarak baskın bir özellik değildir ve ırsi olarak ancak anne ve baba ikisi de tepeli ise yavru tepeli çıkabilir. Taklacı Mardin güvercinin göğüs kafesi diğer güvercinlerden ayıran önemli bir özelliğidir. Mardin güvercinleri çok uzun ve güzel uçarlar. Saatlerde havada kalan bu kuşların çoğu tek başına ve alçaktan uçmayı sever. Orjinal damarlarında sadece siyah, beyaz, mavi ve dumanlı renkleri mevcuttur. Kuş bildiği, yetiştiği yerde yani yuvasında uçuşu ile değerlendirir. Alışkın olmadığı veya yeni getirildiği bir adreste taklacı güvercinin uçuş ve oyun performansı değerlendirilemez. Taklacı, yani oyunlu kuşlarda önemli olan oyunudur. Bu kuşlarda renk, paça, kanat ve kuyruk güzelliğine bakılmaz. Bu tür estetik güzellikler kuş sahibinin zevkini ve görselliği ilgilendirir. Taklacı güvercinleri karşılaştırılırken eke veya yavru tartışması yapılmaz ancak, aynı özelliklerde iki kuş karşılaştırılırsa, teke kuş daha çok tercih edilir. Taklacı güvercin uçurulurken yere uçmayan on civarında başka kuş bırakılır. Bu kuşların kalkmaması gerekir, uçan kuşun yanına başka kuş çıkarsa, oynayan kuşun performansı tam olarak değerlendirilemez. Normalde uzun uçan bir taklacı güvercin havalandıktan kısa süre sonra yere inerse, kanatlarını henüz ısıtmamış demektir. Bir sakıncası yoktur, kuş tekrar havalandırılarak uçması sağlanabilir. Bu durum sık sık tekrarlanıyor ise kuşun performansından şüphe etmek gerekir. Taklacı güvercinin “iyi oyunlu” klasmanına girebilmesi için kendi hedefine 3 metre civarı mesafeden en az on metrelik sefer yapması gerekir. Taklacı güvercin eğer 40 dakikadan daha az uçuyorsa makbul değildir. İyi oyunlu taklacı güvercinler uzun süre uçarlar ve ilk yarım saat içerisinde mutlaka oyuna gelirler. İyi bir taklacı merkezinden uzağa inmez. İneceği uzaklık merkezinden en fazla 25 metre uzaklıkta olmalıdır. Kuşun uçacağı hava koşulları çok önemlidir. Uygun olmayan hava koşullarında uçurulan taklacı güvercinler sahip oldukları gerçek performansı gösteremezler. Çok rüzgarlı ve fırtınalı havalar kuşlar düzgün uçamazlar.

yerde takla atan güvercin

sinekli oyun kuşu

Bu ırkın yetiştirme amacı taklalı performans ve fiziksel güzellik üstün bir seviyeye getirilirken aynı zamanda ırkların geleneksel özelliklerinin korunmasıdır. Usta bir taklacı yetiştiricisinin üretici olarak dünya çapında bütün öteki ırkların besleyicilerinden daha yüksek bir seviyede olması gerekir. Elindeki kuşların gerçek aslını bilmek ve bunları geldikleri damarın özelliklerine göre, geleneksel yöntemlerle üretirken kuşların performansını ve aynı zamanda fiziksel özelliklerini geliştirmek bir sanattır. Bu seviyede kuşçuya günümüzde rastlamak ender bir hale gelmiş olup, güzelim taklacılarımız tarihi özelliklerini yitirmeye başlamıştır. Bunun başlıca nedenlerinden birisi eskiden olmayan şehirlerarası kuş transferidir. Taklacıları yetiştirmenin sadece performans olduğunu düşünen yetiştiricilerin yıllarca başka yörelerden kuşlar getirip kendi kuşlarıyla kırmalarından dolayı geçmişte bir birinden çok farklı olan değişik şehirlerin kuşları bu gün bir birine çok benzer hale gelmişlerdir. Usta bir taklacı besleyicisinin kuşlarından önce kendi bazı kişisel özelliklerinin olması gerekir. En başta güvenilir, açık sözlü, kuşları kadar doğayı,  insanları seven ve sayan birisi olmalıdır. Bunlardan sonra birisi gerçek bir kuşçu olma yoluna çıkabilir. Şimdiye kadar kaç kuşçuyu ziyaret ettim bilmem. Tanıdığım en iyi insanları da, en tuhaf insanları da bu sayede görmüş oldum. Fakat bir şeyi hatırlarım, o da kuşları ne kadar iyi olursa olsun hiç kimsenin hileci, yalancı, sahtekar birisini bana usta kuşçu olarak tavsiye etmediği. Ustaların dışında çok iyi kuşçular var. Tahminim sizlerin de tanıdığı bir kaç kişi vardır. Dikkat edilmesi gereken şey, bu kişilerin kuşlarına bakıldığında ya çok iyi oynayan kuşların olması yada çok güzel fakat averaj performanslı kuşlara rastlanması.
Daha öncede dediğim gibi ikisini birlikte yapabilmek zoru yapmaktır.

Taklacı Güvercinlerin Bölgelere Göre Özellikleri

Ülkemizin batı kısımlarında taklacılar Mardin olarak bilinir. Doğudaki gibi geleneksel taklacı yetiştiricilerine  bunu anlatmak bildiğiniz gibi biraz zor… Haklılarda.

Belki günümüzde çoğu kuşçunu elindeki taklacılar bir birine benzeyebilir ama bu her zaman böyle değildi. Hatta günümüzde az bulunsalar  bile kendi bölgelerinin özelliklerini taşıyan taklacıları üreten usta kuşçulara hala rastlamak mümkün. Kısaca her bölgenin kuşlarının bir birinden azda olsa farklı özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Çoğu kuşçu için önemsiz bir ayrıntı olarak görünebilir ama tahminim aramızda hala bu özelliklere önem verenlerimiz var.

Mardin

Bu ırkların içinde en irisi olmasının dışındaki farkı sadece koyu mavi, mavi, açık mavi, dumanlı, arap ve beyaz renklerinde olup gül ve tepe özelliklerinin olmamasıdır. Geniş göğüs yapısı klasik bir fiziksel özelliğidir. Alçak ve uzun saatler uçmayı seven bu ırk tek uçurulmayı tercih edip performansını en iyi böyle gösterir.

Urfa

Klasik Urfa’nın en belirgin özelliği kanatlarını düşük tutması (kuyruğunun altında taşıması). Kafa yapısının biraz daha köşeli olması, alnının öteki ırklara göre  daha dolgun olması ve Araplarında göz çevresi halkasının hafif de olsa tüysüz ve belirgin olması öteki belirgin özellikleri. Urfa, Mardin ile aynı renklerde gelmesinin yanında bizim “açık” dediğimiz ama Türkiye’nin çoğu yerinde Arapça “sabuni” diye bilinen rengin sarı yerine koyu kahverengi (morumsu) göğüs rengiyle de gelir. Çoğu taklacı Rus ırkının atasıdır ve hala Rusya’da Urfainski diye kuşlar beslenmektedir. Urfa’yı pür halinde bugün bulabilmek bayağı zor. Bazı geleneksel kuşçularda bulmak mümkün ve bence pahası biçilmez değerde kuşlar. Uçuş özellikleri Mardin ırkının benzeridir.

Sivas

Bu renklerin üstüne bizim kınalı dediğimiz renkleri de eklemiştir. Dolayısıyla kınalı çilli (Miski), gümüş çilli (Çakmaklı) ve açık (Sabuni) bu şehrimizin bize armağanıdır. Çakmaklıların soyu mavilerden, sabuni ve miskinin soyu kahverengilerden gelmektedir. (Başka ırklarda da sabuni ve miskiye rastlanılır fakat bu renkler kahverengiden değil mavilerden gelmektedir.)  Sivas kuşlarının en farklı yanları öteki ırklara göre başlarının daha küçük (minyon) ve gagalarının daha ince bir yapıya sahip olmasıdır.
Performans bakımından Mardin ve Urfa’ya nazaran daha az uçar fakat daha sık oynar. Bunun yanında yere dalış seviyesi bütün ırklarımız içinde en alçak olanıdır.  İyisi daldığında kuyruğunu ayaklarını yere değdirmeden bir süre yere sürüp takla kombinasyonuna başlar. Eski kuşçuların yaptıkları yarışlarda kuşun yere ne kadar kuyruk sürdüğünü ölçtükleri söylenir. Daha sık oynamasına karşın Kombinasyonları (takla atıp tırmanış) Mardin ve Urfa’ya göre daha kısadır.  Sivas da gülde (ön tepe) vardır.

Ankara

sinekli dumanlı mardinler

silik dumanlı taklacı

Bütün ırklarımızın en küçüğüdür. Vücudu kafası ve kanatları da dahil. Ankara gümüş ve kahverengi renkleri dışında her renkte gelir fakat her zaman renk kirlidir. Kirli olarak rengin canlı olmamasını kastediyorum. Maviler yabani güvercin mavisi gibi koyu ve sisli mavidir. Araplarsa hiç bir zaman koyu arap olmayıp daha açık renktedir ve kanatlarındaki şeritler (mavilerde olduğu gibi) siyah rengin altında bellidir. Bunun nedeni de genetik olarak gerçek arap olmayıp çok koyu maviden gelmeleridir. Bu kuşların bir birine vurulmasıyla koyu mavi elde edilmesi normaldir.  Limon, portakal, şeker ve kırmızılar her zaman grimsi (kül rengine yakın) bir renkle kaplıdırlar. Bu dört renkten birisine sahip olan bir Ankara kuşunun hiç bir zaman kuyruk ve kanat uçlarının süt beyaz olmaması ve grimsi bir beyaz olması lazımdır. Bizim açık (boz) dediğimiz ve çoğu güvercin yetiştiricilerinin kirli sabuni olarak bildiği renk bu şehrimize aittir. Aslında bu renk sabuni ile ilgili olmayıp mavi renginin bir tonudur. Benzer bir renk durumu kahverengilerde de mevcuttur. Açık kahverengi olarak bilinen bu renk aslında yine maviden gelme olup gerçek kahverengi rengiyle ilgisi yoktur. Bunu anlamak için basit bir test kuşun büyük teleklerine bakmakla yapılabilir. Gerçek kahverengi güneşin etkisiyle renk kaybına uğrar. Bu nedenle kuşun kanadı açıldığında en uzun tüyün kanat kapalıyken bir önceki tüy tarafından kapatılmış kısmı (güneş görmeyen) en uzun tüyün uç kısmından daha koyudur. Sanki bir gölge gibi görünür. Bunu Ankara kahverengilerinde göremezsiniz.

Ankara’nın en önemli özelliği ise performansıdır: Öteki ırkların aksine taklalarının arasında çok az bir zaman vardır  ve çok daha sıkı takla atarlar. Her takladan sonra hafif (çoğu zaman dikkati çekmeyecek kadar) bir yükseklik kaybedip tırmanışa çıkar. Tırmanışı öteki ırklara nazaran biraz daha kısa fakat daha fazla kombinasyonla (her takla atıp tırmanışa bir kombinasyon dersek) doludur. Damarı sert olanlar delicesine takla atar ve kısa bir süre uçurulmayınca tutulur (takladan uçamamak). Oyunlarının sertliği ve klasik fiziği ile benim en favorim olan taklacı türüdür. Ankara güvercin yetiştiricileri Türkiye’de belkide tek kendi ırklarına sahip çıkmış yörenin yetiştiricileridir. Bu ırkı pür halinde bulabilmek Ankara da oldukça kolaydır.

Antalya

Maalesef günümüzde Suriye ve Irak dışında bulunmayan bir ırktır. Selçuklular zamanında bu ülkelere tanıtılmış fakat zamanla Antalya da başka şehirlerin kuşlarıyla kırılarak ortadan kalkmıştır.
Bu ırk ötekilerine göre daha dar bir göğüse sahip olup bacakları ve boynu da oldukça uzundur. Gaga yapısı Konya taklacıları gibi kısadır. Özelliği renklerinin canlılığı (her renkte gelir) ve güllü (ön, arka ve çift tepe) gelmesidir. Performans konusunda iddialı değildir. Kümese doğru dalıp çıkma özelliği yoktur. Urfa gibi ötekilerine nazaran daha hızlı uçar ve yalnız uçmayı tercih eder. Yüksekte uçar ve havada oynar.

Diyarbakır

En toplu, bacakları ve boynu kısa olan ırkımızdır. Vücut yapısı önden bakınca bir “O” yerine basık bir elips şeklindedir. En güzel renklere sahip olmanın dışında paçaları da bütün ırklardan daha uzun olup Gülleri öteki ırklara göre daha gelişmiştir. Tabak güllü denilen ön tepe bu ırka mahsustur.  Arka tepe bir yanaktan ötekisine uzanıp öteki ırklarınkinden daha yüksek olmanın dışında bazen uçları öne doğru hafifçe kıvrılır. Performans konusunda Diyarbakır pek iddialı değildir.  Bu şehrimize Türkiye’nin güvercin başkenti diyebiliriz. Güvercin kültürümüze bu kadar katkıda bulunan belki başka bir şehir yoktur. Sadece Diyarbakır’ın, Türkiye’nin tamamından daha fazla güvercin ırkı vardır. Bunun yanında  ense ve göğüs gülünü, Kiremit kırmızı ve sarı (portakaldan farklı olarak vücudun tamamının sarı renkte olması)renklerini de bu şehrimize borçluyuz.

Çorum

Çoğunlukla kaplan renkleriyle gelen bu ırkımız Çorum dışında pek rağbet görmemiştir. Bunun büyük nedeninin renk bakımından pek çekici olmaması ve paçasız olması gelmektedir. Bu bir yana, şimdiye kadar gördüğüm en iyi performanslı kuşların içindedir. Bu ırkta beyaz ve mavi gibi öteki düz renklerde mevcuttur.

Malatya

Genelde iki renklidirler ve paçaları oldukça büyüktür (15-20 cm.). Malatyalar genelde tepelidirler. Performans bakımından ikiye ayrılırlar. Sekmeleyen: Masanın üzerinden yere inmeleri çok zordur. Merdivenden çıkar gibi ayaklarını hareket ettirirler ve yukarı doğru çıkarlar. Sallanık: Bunların farkı inmek için geldiklerinde direk inemezler beşik gibi sallanarak inerler. Ayak hareketleri yoktur. Her ikisinin de taklası boldur, yüksekte ve çok uçarlar.

Konya

Fizik olarak Mardin’e çok yakın olan bu ırkımızın en büyük farkı gaga yapısıdır. Öteki ırklarımıza nazaran kısaca bir gaga yapısına sahip olup aynı zamanda sabit renklerde gelmese de genelde mavi renk ağırlıktadır. Antalya gibi havada oynamayı sever ve Konyalı kuşçular tarafından özellikle Ankara ve Sivas ırklarıyla kırılarak oyun aşağı indirilir. Bu tür kırma kuşlar üstün seviyede oyun sergiler.

Bir Cevap Yazın